Bandura ve repertuvarı
Bandura yalnızca bir ulusal çalgı değil. Belirli bir iş için kurulmuş belirli bir teknoloji ve o iş uzun anlatı şarkılarını taşımaktı.
Bandura genellikle bir sembol olarak sunulur. Bir nesne olarak daha ilginç: çok sayıda teli olan, bazıları bir klavye üzerinden geçen ve çok daha fazlası doğrudan ses tablasına gerilmiş, mızraplı bir çalgı.
Bu yapı ne işe yarıyor
Bu düzen, çalana telleri basmadan çok geniş bir perde aralığı sunuyor; işiniz uzun uzun söylerken kendinize eşlik etmekse tam da isteyeceğiniz şey. Çalgı, solo bir şarkıcı-anlatıcının gereksinimi etrafında kurulmuş.
Repertuvar
Çekirdeği dumı — uzun, söylenen anlatılar; biçimsel olarak alışılmadık: düzensiz dize uzunlukları, sabit kıta yok, ölçüsel bir kalıbı değil metnin anlamını izleyen bir resitatif icra. Şarkıdan çok söylenen destana yakınlar.
Konuları tarihsel: esaret, kaçış, bozkır, deniz, kayıp ve dönüş. Çoğu, evden uzaktaki birinin ağzından anlatılıyor.
Onları kim icra etti
Geleneksel olarak gezgin ve çoğu zaman kör olan kobzarlar; uzun çıraklıklarla yetiştirilen, kendi kuralları ve iç yasası olan lonca benzeri birliklere ait olan ve pazarlar ile panayırlar arasında dolaşan kişiler.
Bu, girişi, eğitimi ve hiyerarşisi olan bir meslekti; sadece bir halk pratiği değil.
Yirminci yüzyıl
Gelenek 1930’larda ağır biçimde kesintiye uğradı ve kobzarların başına gelenlere dair anlatılar o on yılın daha karanlık bölümleri arasında.
Bugün var olan kısmen sürekli, kısmen yeniden kurulmuş — kayıtlardan, transkripsiyonlardan ve hayatta kalmış silsilelerden çalışan araştırmacılar ve icracılar. Bu yeniden kurma özenli ve sürüyor; çalgı bugün hafızalardaki herhangi bir dönemden daha çok insanca çalınıyor.
Bir enstrümanın belirli bir iş için tasarlanmış bir teknoloji olarak okunması, benim en rahat anladığım çerçeve: form, işlevden çıkıyor. Uzun anlatı taşımak için yapılmış bir alet, kısa şarkı için fazla karmaşık kalır. Yirminci yüzyılda ona ne olduğu ise teknik bir konu değil ve orada söz söylemeyeceğim.
Bu analizi paylaş
Yorumlar